Elmas Mehmet Paşa
Elmas Mehmet Paşa
Elmas Mehmet Paşa
Gümülcineli Damat Nasuh Paşa

Gümülcineli Damat Nasuh Paşa, (ö. 17 Ekim 1614) I. Ahmet saltanatında, 5 Ağustos 1611 – 17 Ekim 1614 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.

Hayatı
Doğum yerinin nerede olduğuna dair tarihçiler arasında tartışmalar bulunmaktadır.Atayı Sahayık Zeyli (s. 615); Naima Tarihi ve Hadikatü’l-vüzera Gümülcine’li olduğunu bildirler. Naima Tarihi (c.2 s.89) Arnavut asıllı olduğunu beyan eder. Uzunçarsılı ise Drama köylerinde olduğunu açıklar.

Devşirme olarak İstanbul’a getirilmiş ve Zülüflü Baltacılar ocağında eğitim almıştır. Saraydan müteferrkalıkla çıkmış ve Divan-ı Humayun çavuşluğu yapmıştır. Oradan Zile voyvodalığına gönderilmiş ve sonra İstanbul’a dönerek kapılar kethudası ve küçük imrahorluk görevlerini yapmıştır.

1603’de Halep Valiliğine atanmıştır. İran serdarı olan Cığalzade Sinan Paşa onu Halep valiliğinden azletmiş ve yerine Canpulatoğlunu getirmiştir. Nasuh Paşa buna itiraz ettiyse de bu itirazı kabul edilmemiştir. Kendisine vezirlik rütbesi verilmiş ve “Tavil Ahmet” adlı Celali isyancıyı tenkil ile görevlendirilmiştir. Fakat bu isyancı üzerine gittiğinde mağlup olmuş ve geri çekilmiştir. Daha sonra 1606’da Bağdat’ı sahte bir ferman ile ele geçiren “Tavil Ahmet oğlu Mehmet” üzerine Bağdat’ı geri almak üzere gönderilmiştir. Bu seferde de başarısız kalıp Diyarbakır’a çekilmek zorunda kalmıştır. Nasuh Paşa Diyarbakır Valiliği’ne getirilmiştir. Bu görevde iken Bitlis hakimi olan Şerefhan’ın kızı ile evlenmiş ve kayınbabası yoluyla önemli bir servet edinmiştir. Burada eyalet sipahi gücü olarak 5000 atlı mükemmel bir süvari birliği kurup yetiştirmiştir.

Bu valiliği sırasında Sadrazam Kuyucu Murat Paşa İran üzerine sefer için serdar-ı ekrem tayin edilmişti. Diyarbakır valisi olan Nasuh Paşa, Sultan I. Ahmed’e bir mektup yazarak, Kuyucu Murat Paşa’nın azledilip yerine kendisinin “Sadrazam” görevine getirilmesi durumunda hazineye 40.000 altın verip, ayrıca İran seferine çıkmış olan ordunun tüm levazım iaşesini kendi cebinden temin edeceğini bildirmiştir. Sultan bu mektubu seferde olan Kuyucu Murat Paşa’ya göndermemiştir. O, Nasuh Paşa’yı yanına çağırmış; ona bu mektubu kimin yazdığını sormuştur. Nasuh Paşa inkara sapmayarak mektubu kendisinin yazdığını itiraf etmiştir. Sadrazamın etrafındakiler bunun Nasuh Paşa’nın idamı ile sonuçlanacağını sanmakta iken Kuyucu Murat Paşa onun devlete gerekli bir kişi olduğunu bildirerek onun idam edilmemesini etrafına açıklamıştır.

Çok geçmeden, Sadrazam Kuyucu Murat Paşa isyan etmiş olan eski Halep Valisi Canpulatoğlu’nu tenkil etmek amacıyla, eyalet süvari birliğini kullanmak için Nasuh Paşa’ya talep göndermiştir. Nasuh Paşa, talep edilen eyalet sipahi süvari birliği ile sadrazama katılmayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine Kuyucu Murat Paşa Nasuh Paşa’yı idam ettirmek için İstanbul’da bulunan padişahtan izin istemiştir. Fakat I. Ahmet sadrazamın bu talebini reddetmiş, ona Nasuh Paşa’nın hayatına dokunulmaması emrini göndermiştir. Nasuh Paşa Mart 1611’de Mısır valiliğine tayin edilmiştir, fakat doğuda seferde bulunan ve yaşı ilerlediğinden ötürü hasta olan Kuyucu Murat Paşa’nın yerine sedaret kaymakamlığı yapmak üzere İstanbul’a çağırılmıştır.

İstanbul’a dönerken bugünkü Nallıhan ilçe merkezinin bulunduğu yerde konakmıştır. Bir vadi içindeki bağlık, bahçelik ve ormanlık bu alan çok hoşuna gitmiş ve buraya kırk odalı bir han, bir hamam ve bir camii yaptırmıştır. O günden itibaren Nallihan ilçe merkezi burada gelişerek büyümüştür.

15 Ağustos 1611’de Kuyucu Murat Paşa’nın Diyarbakır’da ölmesi üzerine Nasuh Paşa sadrazamlığa getirilmiştir. Nasuh Paşa, Nasuh Paşa Antlaşması adı verilen bir antlaşma ile İran’la barış sağlamıştır. Eylül 1612’de yanında İran elçilik heyeti ve Şah I. Abbas’ın her yıl tazminat olarak ödemeyi kabul ettiği 200 yük ipekle İstanbul’a dönmüştür. Şehirde sadrazam ve İran elçilik heyeti ayrı ayrı alay göstermişlerdir.

Fakat Karakterinin hiddetli ve kırıcı olması dolayısıyla devlet ricali ile arası açılmıştır. Özellkile şeyhülislam Hocazade Mehmet Efendi ile ilişkileri gayet kötüleşmiştir. Nasuh Paşa’nın kendisine aleyhte tavır gösterenlerin yerine, nitelik ve tecrübelerine bakmadan kendi adamlarını getirmesi de hükümet ve devlet ricalinin kendine karşı tavırını oldukça negatifleştirmiştir. Diğer taraftan Sultan I. Ahmet’in devlet işlerine karışmasına da endişelenmiş; ve ona kafa tutarcasına icraat yapmaya başlayıp onu kendinden soğutmuştur.

Naima tarihine göre Nasuh Paşa Sultan I. Ahmet’e

Ya ben dersem amel edip hayırhahliğima itimad ile dediğimi yaparsınız veyahut bana sedaret lazım değil, mührü başka kulunuza verirsinis, aksi takdirde kendimi zehirlerim.

demiştir ve padişah da bu sözlerden onun Kuyucu Murat Paşa’yı zehirlediği anlamını çıkarıp çok hiddetlenmiştir. Ertesi gün onun azledilmesine karar vermiştir.

Bu arada ülkede çıkan bazı kötü olayların haberlerini de sultandan saklamaya başlamıştır. Yine Naima tarihine göre [2] 1614’de bir sayaklı Kazak gücünün Karadeniz’i geçip Sinop’u basmasını ve Sinop’ta halktan birçok kişiyi öldürüp birçok esir alıp götürmeleri üzerine Sinopluların merkezi devlete gönderdikleri şikayetnamelerini ve istedikleri desteği sultan bu olay hakkında ona sorunca tam gerçek olarak bildirmemiş ve küçük önemsiz bir olaymış gibi aksettirmiştir. Fakat sadrazam Nasuh Paşa ile ihtilaflı olan Şeyhülislam Hocazade Mehmed Efendi sultana gerçeği ayrıntıları ile açıklamıştır.

17 Ekim 1614’de İstanbul gergin bir gün yaşamıştır. I. Ahmet Cuma selamlığına çıkmamış ve saray çevresinde koruma tedbirleri alınmıştır. Tüm kapıkulu askerleri saray duvarları dışında dizilip bir duvar gibi sarayı korumaya almışlardır, Sadrazam ikametgahı olan Paşakapısı’na Bostancıbaşı Ohrili Hüseyin Ağa ve silahlı 100 kadar bostancı gönderilmiştir. Orada Sadrazam Nasuh Paşa bostancıbaşının eliyle boğulup idam etmiştir.

İdam edilmesi için açıklanan neden Sakaoğlu’na göre:

Padişahla Edirne’deyken Cebrail adlı bir ağasının, bir seyyidin evine girip karısının ırzına geçmesi, seyyidin de cuma selamlığında cami içinde sarığını çözüp İ. Ahmet’in duyacağı bir sesle “Allah’a hanginizden şikayetçi olayım?” diye bağırmasıydı.

Sadrazamın malları müsadere edilmiştir ve servetinin milyonlarca düka altını olduğu görülmüştür; bu yüksek mal varlığı aldığı rüşvetlere atıf edilmiştir.

Naaşı ya Okmeydanı’na ya da Şahkulu mezarlığına gömülmüştür.