mu-kitasi
Kayıp Kıta MU

Mu, yani Güneş İmparatorluğu; eski çağlardan günümüze ulaşan tabletlere göre ilk insanın da anavatanı olduğu, Pasifik Okyanusu’nda, Asya ve Amerika kıtalarının ve Avustralya’nın iki katı büyüklüğünde ve günümüzden yaklaşık 12.000 yıl önce şiddetli yer sarsıntıları sonucu battığı sanılan kıta ezoterik kaynaklara göre insanoğlunun ana vatanı, dünyanın en eski yerleşim merkezi, din, mitoloji, efsane, destan ve sembollerin doğduğu yer. 70.000 yıl önce var olduğu tahmin edilen bu kıta üzerinde yaşayan 64 milyon insanla birlikte sulara gömülerek yok olmuştur. Bazı araştırmacı bilim adamları dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunmuş olan tabletlerdeki yazı ve sembollerin ezoterik bilgileri kanıtlar nitelikte olduğunu ileri sürmektedirler. Güneş İmparatorluğu’nun Mu dilindeki adının U-luum-il şeklindeki bileşik kelimeden türeyen bir isim olup İl, Kudret, Devlet anlamına geldiği ifade edilmektedir. Günümüzde Mu’nun bulunduğu bölgede yer alan ada ve adacıklar bu kıtadan arta kalanlardır. İşin ilginç tarafı 12 000 yılın bu medeniyetin batış tarihi olması, bu medeniyetin başlangıcının çok daha eskilere dayandığını göstermektedir. Yaklaşık 70.000 yıllık bir uygarlık geçmişine sahip olan Mu; zaman içerisinde tüm dünyada birçok koloniler ve büyük imparatorluklar oluşturmuştur. Ayrıca bu medeniyetin Atlantis Medeniyetinden önce ve Atlantis’in bu medeniyetin mirasçısı olduğu söylenmektedir. İlk kez İngiliz albay ve gezgin James Churchward’ın Hindukuş Dağlarında ve Tibet’te yaptığı araştırmalara dayanarak yazdığı altı kitapta ortaya atılan geçmişte üzerinde ileri bir uygarlığın bulunduğu, Pasifik Okyanusu’nda bir kıtanın varlığı konusundaki görüş, çeşitli belge ve bulgular mevcut olmakla birlikte, henüz arkeologlar arasında yaygınlık kazanmamış bir görüş veya bir varsayım olmaktan öteye gidememiştir.

Churchward’ın iddia ettiğine göre Mu uygarlığını araştırmasına başlaması, Batı Tibet’teki, adını vermediği gizli bir tapınağın arşivlerinde bulunan, çok eski bir dilde yazılmış olan Naacal Tabletleri’ni okumasıyla başlamıştır. Churchward 1883 yılında bu tabletleri okuyabilme becerisini de yine o tapınakta bulunan Rishi adlı bir Tibet rahibinden öğrenmiştir. Churchward, bu tabletleri çözümleyebilmek amacı ile manastırda kaldığı iki yıl süresince çeşitli sembollerden ve şekillerden oluşan, eski ve ölü bir dil olan Naacal dilini Rishi’den öğrenmiş ve tabletleri çözümlemiştir. Tabletler çözümlendiğinde Tibet’e MU kıtasından Naacal rahipleri tarafından getirildiği ortaya çıkmıştı. Tableti yazanlara Naacal Kardeşlik örgütü de denmekteydi. Naacal’lar hem bilim adamı hem rahiptiler ve Mu ülkesinde yönetici konumdaydılar. Bilinen ilk tek tanrılı dini hem kendi kıtalarında, hem kolonilerde yaşayan insanlara daha rahat anlatabilmek amacı ile bu semboller dilini kullanıyorlardı. Böylece Tibet rahiplerinin yüksek ruhsal güçlere ve ezoterik (batıni, içsel) bilgilere sahip olmalarının açıklaması da burada yatıyordu.

Churchward sonraki yıllarda, mineralog ve arkeolog olan Dr. William Niven tarafından Meksika’da 1921-1923 yıllarında ortaya çıkarılan tabletler üzerinde çalışmıştır. Churchward’a göre,Mexico City yakınlarında 1921–1923 yılları arasındaki kazılarda keşfedilen bu 2600 tablet, Tibet’te öğrendiği Naga-maya ya da Naacal dili denilen bir dilde yazılmıştı. Churchward’a göre bu tabletlerin 12.000 yıldan daha eski olduğu Karbon 14 testi ile anlaşılmıştır. Meksika tabletlerinin çözümlemesi ancak Churchward tarafından yapılabilirdi. Böylece Mu kıtası, göç yolları ve batışı hakkındaki bilgiler hakkındaki eksikler tamamlandı. James Churchward, Willam Niven’i  günümüz bilimlerine, kendisine ışık tutan, katkıda bulunan çalışmalarından dolayı sevgi ve saygı ile anmaktadır. Belki de  Niven’in kazıları olmasa Churchward çalışmalarını bu kadar ileri götüremeyecekti. Yaklaşık 50 yıl boyunca 20’den fazla ülkeye giderek Mu uygarlığı hakkında veri toplayan James Churchward’un ve Mu varsayımını destekleyenlerin Mu uygarlığı hakkındaki görüşleri kısaca şöyle özetlenebilir:

  • M.Ö. 15.000 civarında Pasifik okyanusunda, deniz yolu ile uzak, ekvator iklimine yakın, insanların mutlu yaşadıkları, din kitaplarında cenneti temsil eden motiflerin, büyük şelalelerin, zehirli olmayan hayvanların, verimli düzlüklerin ve ovaların oluşturduğu çok verimli bir kıta vardı.
  • Burası yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta Mu kıtasıdır.
  • Mu kıtası kuzeyden güneye 5 000, doğudan batıya 8 000 kilometre kadar uzanan, üç kara parçasından oluşan Avustralya’nın iki katı büyüklüğünde, dev bir kıtaydı. Kıtanın iki büyük adası arasında büyük bir tuzlu bataklık bölgesi mevcuttur.
  • Bunun yanında da bu büyük kıtanın çevresinde de belli takımadalar vardır. Günümüzde Polinezya, Mikronezya ve Malinezya takımadalarını oluşturan adalar, Şili’nin açıklarında bulunan Juan Fernandez adası ve Paskalya adası da, muhtemelen bu kıtadan arta kalan parçalardır.
  • Bu kıta, büyük depremler ve büyük tektonik fay hareketleri sonucu, dünyanın yaşadığı kozmik bir anomaliden dolayı kimilerine göre de kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle, yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara gömülmüştür. Batışın bir anda olmadığı, 2 veya 3 ayrı felaket ile birlikte 40 yıllık bir süre içinde bu kıta sisteminin yok olduğu düşünülmektedir.