RUMELİ HİSARININ ŞEKLİ
RUMELİ HİSARININ ŞEKLİ
RUMELİ HİSARININ ŞEKLİ
ÖNCE KÜFRETTILER SONRA ALKIŞLADILAR

II. Abdülhamid‘e önceden muhalefet ve hatta hakaret eden Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi çok önemli simalar, sonradan hatasını anlayıp Pişmanlıklarını ifade eden şiirler yazmışlardır. Işte Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın, ” Sultan Hamid’in Ruhaniyetinden Istimdat” isimli 15 kıtalık şiirinin beş kıtası:

Nerdesin, şevketli Abdülhamid han?Feryadım varır mı bârigahına?Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,Şu nankör milletin bak günahına. Tarihler ismini andığı zaman Sana hak verecek ey koca sultan! Bizdik utanmadan iftira atan. Asrın en siyasi padişahına.”Padişah hem zalim, hem deli” dedik,Ihtilale kıyam etmeli dedik,Şeytan Ne dediyse biz “beli” dedik,Çalıştık fitnenin intibahına!. Divane sen değil, meğer bizmişiz. Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz Sade deli değil, edepsizmişiz! Tükürdük atalar kıblegahına!Sonra cinsi bozuk , ahlâkı fena,Bir sürü türedi, girdi meydana.Nerden çıktı bunca veled-i zina?Yuh olsun bunların ham ervahına!. Sultan Hamid devrinin uzun bir döneminde “Topraklarında güneş batmayan imparator luk” denilen Büyük Britanya’nın Dışişleri Bakanı Edward Grey , siyasi hayatı boyunca hasım olduğu Abdülhamid’in ölümünden sonra : “Ne büyük kayıp! Hasmımdı ama, onun ölümü ile diplomasi mesleği artık zevkini kaybetti” diye yazan ünlü bir diplomattır. Yine uzun yıllar Osmanlı Devleti aleyhine casusluk yapan Ingiliz şarkiyatçısı Prof. Wambery: “Padişah, elinde ki bütün imkanları seferber ederek, her fırsatta hayırseverliğini göstermekten kaçınmamakta dır. Eğitim ve sağlık hizmetleri için yorulma bilmeden çalışmaktadır. Padişahtan korkabilirsi niz, hatta nefret bile edebilirsiniz; ama onun çalışkanlığını ve adaletini inkâr edemezsiniz. Savurganlığa son veren tutumuyla Türk maliyesini islah etmiş ve ülkeyi baştan başa demir yolu ağıyla döşetmiştir. Türkiye, canlanmasını padişahın enerji, ustalık ve vatanperver liğine borçludur. Sultan Hamid’in bu açıdan değeri, hiçbir şekilde inkâr edilemez.” demektedir.Sultan Abdülhamid Han, yatağının başında daima temiz bir tuğla bulundurmuştur. Bu tuğlayı, yataktan kalktığında çeşme mahalline kadar abdestsiz yere basmadan teyemmüm almak için kullanmıştır.Halife’nin zevcesinin, niçin böyle çok titiz hareket ettiğini sorması üzerine de Sultan Abdülhamid’in: “Bunca Müslümanların halifesi olarak, biz sünnet ölçülerine dikkat etmezsek, ümmet-i Muhammed bundan zarar görür!..” diye oldukca düşündürücü bir cevap verir. Sultan Abdülhamid han, âcil bir iş zuhur edince,gecenin hangi vakti olursa olsun uyandırılmasını ister, ertesi güne bırakılmasına rıza göstermezdi. Bu hususta mâbeyn başkatibi Es’ad Bey, hatıratında şöyle demektedir:”Bir gece yarısı, çok mühim bir haberin imzası için Sultan’ın kapısını çaldım. Fakat açılmadı. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı. ‘Acaba Sultan’a emr-i Hakk mı vâki oldu (öldü mü)?’ diye endişelendim. Biraz sonra tekrar çaldım; bu sefer kapı açıldı ve Sultan elinde bir havlu ile kapıda göründü. Yüzünü kuruluyordu. Tebessüm etti:-Evladım! Bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım. Kapıyı daha ilk vuruşunuzda uyandım, ancak abdest almak için geciktim; kusura bakma!.. Ben bu kadar zamandır milletimin hiçbir evrakına abdestsiz imza atmadım. Getir imzalayayım!.. dedi ve besmele çekerek evrakı imzaladı.”Sultan Abdülhamid Han kendi tabiriyle bir dervişti.Bir Şazeli Şeyhi’ne intisap etmiş, bir Sultan-Mürid’di. Fakat pısırık bir derviş değil!.. Oturduğu Yıldız Sarayı’ndan, Afrika içlerine, Hind’lere, Çinlere kadar elini uzatıyor, siyasetini oralara götürüp, Batı emperyalizmine savaş açıyordu. Onun dervişliği inzivada değil, aksiyondaydı. Hiç mi hatası yoktu? Vardı elbette!. Ama hiç olmazsa, ve tarih ilminden haya ederek söyleyelim ki, o Kızıl Sultan değildi. Ne var ki Islama düşman olanların ona böyle demeleri, gayet normaldi; çünkü o, Batı kültürünü Kur’an’a tercih etmiyordu. Çünkü o, bir Ermenistan, bir Israil istemiyordu. Bunları isteyenler, ona Kızıl Sultan diyenlerdi.Satırlarımızı Sultan II.Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu’nun sözleriyle bitirelim: “Babam, hal’ fetvasını (kendisini tahttan indirmek için alınan kararı) sonuna kadar dinledi, sonra şu sözleri söyledi: ‘Otuzüç sene millet ve devletim için, memleketimin selameti için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah ve beni muhakeme edecek olan da Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’tır. Bu memleketi nasıl buldumsa, öyle teslim ediyorum. Hizmetimi ancak Cenab-ı Hakk’ın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetime kara bir çarşaf çekmek istediler ve başarılı da oldular! Allah düşmanlarımı kahretsin!..” İNŞALLAH.