Taht kavgaları

Sancağa gönderilme uygulamasının kaldırıldığı kafes sistemi uygulamasına kadar şehzadeler daha önce askeri görevler üstleniyorlar ve bu bakımdan kendilerini geliştiriyorlardı. Ancak şehzadeler I. Süleyman’ın 1566 yılındaki ölümünün ardından, orduda fiilen görev alamamış ve savaşlara katılamamışlardır. Bu dönem Abdülmecid’in 1839 yılındaki saltanatına kadar da böyle devam etmiştir. Ancak bu dönemden sonra şehzadeler daha özgür bir hayat yaşamalarına rağmen, çok büyük derecede devlet yönetimi veya orduda görev almamışlardır. Daha sonra kısmen bazı şehzadeler bir takım devlet görevlerinde bulunmuşlardır.

Şehzadelerin taht kavgalarına tutuşmasının en önemli nedeni ise tahta çıkma konusunda herhangi bir veraset sisteminin bulunmamasıdır. Yani her şehzade padişah (hükümdar) olma hakkında sahiptir. Ancak bu düzen I. Murat’ın padişahlık döneminde değişmiştir. I. Murat padişahlığı yalnızca padişah ve oğullarına bırakmıştır. Bu durumda beraberinde zaman zaman büyük taht kavgalarını getirmiştir. Bu durum II. Mehmed’in çıkardığı Fatih Kanunnamesi’nde de;

Ve her kimesneye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizamı âlem için katletmek münâsibdir

şeklinde geçmiş ve böylece devlet yönetimi aşırı merkeziyetçi bir yapıya dönüştürülmüş, padişahı “mutlak hakim” kılmıştır. Günümüzdeki bazı kaynaklarda bu olay “kardeş katlinin yasallaşması” olarak belirtilmektedir. Yeni düzen ve sisteme, I. Ahmed tarafından padişah çocuğu şehzadelerden en akıllı ve yaşlı olanın tahta getirilmesi kuralı da getirildiğinden dolayı veraset sistemi daha katı ve belirgin duruma gelmiştir. Bu yıllarda şehzadeler genellikle yakınlarının ve özellikle annelerinin ihtirasları nedeniyle sık sık taht kavgaları sonucunda katliamlara kurban gitmişlerdir.