fcd4bd98-5b53-4c77-b2c8-b6db87cf3ad1
Tuğrul ve Çağrı Beyler

Çağrı ve Tuğrul Beyler, Oğuzların Kınık boyundan Selçuklu hükümdarı Selçuk Bey’in torunlarıdır. Selçuk Bey’in oğlu Mikail’in çocukları olan bu iki bahadır, ilerde devlet olacak Selçukluların habercileridir.Savaşçı özelliğiyle Selçuk Bey’in boy’u içinde öne çıkan Mikail, bir kale fethi sırasında ölür. İşte o sıralar oğlu Tuğrul dünyaya gelir.Fevrilikten uzak, temkinli hareket eden özelliğiyle bir genç fidan olarak sürgün verir. Susar, bekler, kişileri ve durumları inceler. İnsanları öncelikle anlamaya çalışırdı.Çağrı ise Tuğrul’a göre atılgan, korkusuz bir savaşçıydı. Adeta devlet idaresi için birbirini tamamlayan iki “yarım”dan ibarettiler. Biri devletin askeri kanadını eline alacak, diğeri ise siyasi tarafını.

Tuğrul Bey, babası Mikail ve dedesi Selçuk Bey’in özelliklerini taşıyordu. Kaslı kollar, geniş omuzlar. Siyah ve kısık gözler.Çağrı Bey, kardeşi Tuğrul’dan bir yaş büyüktür.Gençlikleri hızlı olan bu iki kardeş, dedeleri Selçuk Bey’in devlet olma ülküsünü gerçekleştirme adına kendilerini iyi yetiştiriyorlardı. Bunda amcaları İnanç Bey’in katkısı inkar edilemez.

Tuğrul Bey, isabetli siyasi fikirleriyle kısa bir zaman içinde çevresinde sözü dinlenilir hale gelmişti. Nasıl bir önseziydi ki bu, çevresinde gelişen havadis hakkında yanılmaz sonuçlara varabiliyordu?Çağrı Bey ise yüzü, fiziği, bakışları ve hareketleri ile adeta savaş için biçilmiş bir kaftandı. Vücudu zayıf olsa da kuvvet hususunda Tuğrul Bey’den aşağı kalır yanı yoktu. Yerinde duramayan, ateş tutuşturulmuş kuru ağaç yaprakları gibiydi. Savaşmak için tutuşuyordu. Mükemmel derecede kılıç ustası olan Çağrı Bey, bizzat savaşlara müdahil oluyordu.Tuğrul Bey ise kılıç ustalığının yanında çok iyi bir ok atıcısıydı.

Selçuk Bey’in ölümünden sonra boy’u yöneten oğulları arasında öne çıkan isim Arslan Yabgu olmuştu. Zeki biri olan Arslan Yabgu, bazı hatalı ittifaklar yapmıştı. Bu demek oluyordu ki boy, her an tehlikeyle burun buruna gelebilirdi. Hatta yok olmanın sınırından bile söz edilebilirdi. Birbirine üstünlük kurmaya çalışan Türk boyları çetin bir coğrafyanın sıkıştırması yanında bir de Karahanlılar ve güçlü Gazneliler ile uğraşmak zorundaydı.

Karahanlıların kendileri için oluşturduğu tehlikeden ileriye dönük endişe duyan Tuğrul ve Çağrı Beyler, başka güvenli yerler aramaya koyuldu. Bir bey olarak bir devlete kafa tutarak yaşamanın sıkıntıları vardı. Adını duydukları Diyar-ı Rum topraklarına göç kararı aldılar. Vaspurugan’ın (Van) büyük gölünün yakınlarına geldiklerinde memnuniyeti Çağrı Bey’in yüzünde okunuyordu. Çünkü iklimin yumuşaklığı nemli havasıyla yüzünü okşamıştı. Orta Asya’nın sert iklimi bu coğrafyada ılımanlaşıyordu. Çağrı Bey, büyük göç hareketini gerçekleştirirken Hazar Denizinin batısındaki Azerileri de yanına almıştı. Kuvveti böylece 15 bine ulaşmıştı. Bölgedeki Ermeniler korktuklarından olsa gerek teyakkuza geçmişler, birliklerini hazırda tutuyorlardı. Çağrı Bey, Van’daki birçok kaleyi almıştı. Bu keşiften büyük bir kuvvetle dönen kardeşini hasretle kucaklayan Tuğrul Bey, ganimetlerden de memnun olmuştu.

1035 yılında Tuğrul ve Çağrı Beyler’in akıllı siyaseti sonuç vermişti. Gazneli Mesut, yıpratılarak bozguna uğratılan ordusunun kendisini bu denli zora sokacağını bilemezdi elbette. Kendisinden istenilen Nasa, Dihistan ve Farava’yı Selçukoğulları’na vermek zorunda kalmıştı. İstemiyordu; fakat siyaset gereği böyle davranmak zorunda kalmıştı. Hind seferini de düşünmeliydi. Böylesi önemli bir seferin arefesinde tutup henüz devlet bile olamayan bir Türk boy’u ile mi uğraşsındı? Nasılsa onları yok ederdi. Varsın Çağrı ve Tuğrul denilen bu iki Türk, Sultan Mesud’un gönderdiği hilat, sancak ve menşur ile devlet kurduklarını düşünsünler. Öyle mi olacaktı acaba?

Sultan Mesud, 1038’de Hind seferini yarıda bırakarak geri döndü. Türkmenler, Talekan ve Faryab’ı ele geçirmişti. Ordusu Serahs önlerine kadar ilerledi. Sayıca kalabalık olan bu ordunun savaş teçhizatı askerlerin hareket kabiliyetini kısıtlıyordu. Çağrı Bey, taktiğini işte bu kusura göre ayarlamıştı. Meydan savaşına girmenin bir hezimet olacağını bilen Çağrı Bey, askerlerini çöle yaslamıştı. Sıkıştığı an çölün içlerine çekilecekti. Takip eden Gazne birliklerini, çölü hiç bilmeyen bu askerleri orada imha etmek çok daha kolaydı. Çöl koşullarında muazzam hareket kabiliyeti kazanmış Türk askerleri, Gaznelileri bozguna uğratmıştı.

Selçuklular, nihayet özlemini çektikleri devleti kuracaklardı. Hatta kurmuşlardı işte. Tuğrul Bey, Nişabur yakınlarındaki Şadyah’ta Sultan Mesud’un tahtına oturdu. Bundan onun hemen pes ettiği sonucu çıkarılmasın. Selçukluların kadim düşmanı Şah Melik ile ittifak yapmıştı. Büyük bir ordu topladı. Az buz değil, 100 bin kişilik bir orduydu bu. Orduda ayrıca filler de vardı. Güçlü bir ordunun karşısına çıkmak bile bile intihar demekti. Tabii bu, işin görünen maddi yönüydü. Fakat bir de diğer tarafı vardı. Yoksa Bedir’de 300 kişilik azınlığın kendisinden üç kat fazla müşrik ordusunu nasıl hezimete uğrattığı anlaşılmaz.

Siyasi bir deha olan Tuğrul Bey, bir savaş uzmanı olan kardeşi Çağrı Beye tam anlamıyla itimat ediyordu. Çağrı Bey de artık savaşın kaçınılmaz olduğunu söylüyordu. Sayıları onlar kadar değildi; ama azımsanacak bir güç de sayılmazlardı. Gözü pek askerleriyle farklı savaş taktikleri deneyen bir Çağrı Bey vardı ortada. Başka ne olsundu!

Bu Türk boy’u çok garip savaşıyordu. Vurup kaçıyorlar, Gazne ordusunu parça parça ederek çölün içlerine çekiyorlardı. Gazneliler, Dandanakan meydanına ulaştıklarında askerler neredeyse susuzluktan yere devrilecekti. Neyse ki su kuyuları vardı işte. Fakat o da ne? Kuyuların hepsi tahrip edilmişti. Susuz asker nasıl savaşacaktı? Savaşamadılar zaten. 23 Mayıs 1040 Cuma sabahı ortada Gazne ordusundan kimse kalmamıştı. Sultan Mesud, yanına aldığı yüz süvarisi ile savaş alanından sıvışmıştı.Bir kez daha bölgenin en büyük gücünü mağlup etmişlerdi.Bir devlet erirken bir başka devlet dirilişi Çağrı Bey, 1060 yılında hastalanarak Serahs adı verilen yerde vefat etti. Tuğrul’dan önce dünyaya gelmişti, ayrılışı da önce oldu.Tuğrul Bey ise, 70 yaşlarında Rey yakınlarında 5 Eylül 1063 tarihinde vefat etti.