PAŞAM SİZ HAKSIZSINIZ!
PAŞAM SİZ HAKSIZSINIZ!
PAŞAM SİZ HAKSIZSINIZ!
YOĞURTLARIMIZ BİLE VAR

Şanlı Plevne müdafaası tarihimizin en büyük destanlarından biridir. Osmanlı askeri, kendisinden defalarca kalabalık Rus ve Romen ordularına karşı, soğuğa ve açlığa rağmen uzun zaman kahramanca savaşarak bir destan yazdı.Uzun süren kuşatma, dışarıdan ikmal gelmesini engellediğin den, bir müddet sonra bütün yiyecek stokları tükendi. Soğuğa ve müthiş düşman ateşine aldırış etmeyen Türk askeri, açlıkla pençeleşi yordu. Askere günde 100 gram tayın verilebiliyordu. Bu da bitince, mısır koçanları suda haşlanıp ezildikten sonra yemek olarak verilmeye başlandı. Rus ve Romen askerleri, Osmanlı siperlerine 10-15 metre kadar yaklaşmışlardı. Askerlerimizin yiyceklerinin tükendiğinin farkındaydı lar. Bu yüzden askerimize laf atmaya başlamışlardı.

Plevne yakınlarında bulunan Griviçe köyünden yaşlı bir Türk kadını, birkaç çanak yoğurt alarak, ölümü göze alıp yoğun ateş altında siperler arasından geçerek en ileri hattaki askerlerin yanına kadar geldi ve çanakları Gazi Osman Paşa’ya verdi. O da ileri hatlardan birin de bulunan Ahmed Çavuş’a gönderdi. Bu taze yoğrutları gören askeri bir sevinç kapladı. Çünki günlerdir midelerine bir lokma girmemişti. Askerler çanakların etrafında toplanıp, tam kaşıklarını daldıracakları sırada biraz ilerideki Romen askerlerinin siperlerinden biri bağırdı:-Heeey…Türk oğlu…Türk oğlu…-Ne var be Ulah oğlu…ne istiyorsun?-Nasılsınız, eyi misiniz? Ekmeğiniz, yiyeceğiniz var mı?-Ekmeğimiz de var, yiyeceğimiz de…-İnanmam. İşte sana bizim peksimetlerden atıyorum. Sen de yediklerinden at da inanayım…Birden, ortalarına bir peksimet düştü. Bizim askerlerin ise yoğurttan başka yiyecekleri yoktu. Ahmed Çavuş ve askerler, kısa bir süre birbirlerinin yüzlerine bakındıktan sonra, daha tadına bile bakamadıkları yoğurt çanaklarını ellerine aldıktan sonra, Ahmed Çavuş bağırdı:-Heeey…Ulah oğlu…Ulah oğlu…Bizde yalnız ekmek değil, yoğurt larımız bile var…dedikten sonra yoğurt çanaklarını hep birden düşman siperlerine fırlattılar.Askerimizin bu fedakarlığı sebebiyle düşman, Osmanlı ordusu nun daha uzun müddet savaşacak kadar yiyecek ve cephanesi olduğuna inanmaya başladı ve moralleri bozuldu.